Komşular Ne Der?!

Türk insanının gözü, komşusunun tavuğunda. Türk insanı elindekini değil, kendisinde olmayanı istiyor. Hatta ihtiyacı olmasa bile… Bu öylesine bir kıskançlık ki, kendi başını derde soktuğunun farkında bile değil. Kaynakları yetmiyor, kazandığı para yetmiyor. Başkasını suçluyor, işvereni suçluyor… Çünkü ona komşusundaki lazım.“Komşular ne der?” Aslında bu bir soru değil; SORUN… İsteklerimizin önünde duran farazi engeller yaratmışız. Kim bu komşular? Birisi çıkıp söylesin, “benim komşum beni kısıtlıyor” diye. Hayır öyle bir şey yok. Komşular ‘sen’sin! Başka kimse yok! Kendine bir “ikilik” yaratmışsın, dışsal bir koruyucu faktör. Kendi korkularına hayat vermişsin; kendi hayatından alarak…

“Trafik Canavarı” saçmalığından öğrenmemiz gereken bir şey var. Türkiye gibi korku kültürünün yoğun şekilde işlendiği ülkelerde bir “Metafor” yaratmak adettendir. Bu öyle bir şey olmalıdır ki, o şeyi rahatlıkla suçlayabilelim, sorumluluğu üstümüzden atalım ve dahası ondan çok korkalım. İşte “Komşular” da buna benziyor. Ama bu bir reklam kampanyası değil, beynimizin içinde duran bir virüs. Hepimiz kaptık bu virüsü; kimimizi fena sardı, çok azımız ise kurtardı kendini… Malesef ki Türk toplumunda büyük bir değerler erezyonu yaşanıyor. Bu komşuculuk meselesi de bunun bir sonucu olarak anlam kaymasına uğradı. O eski komşular yok artık. Öldü onlar.

Osho “Mutlu olmak en büyük cesarettir” der. “…Aslında insanlar mutsuz olmaktan mutludurlar.” Haklı! Çünkü mutluluk çaba sarfedilmesi gereken bir şeydir. Mutluluğu haketmek gerekir… Komşular ne mi der? Komşuların bir şey dediği falan yok! Bu yalanı kendinize söylemeyi bırakın artık! Hatta komşunuzu da rahat bırakın. Elinizdeki güzel şeylere odaklanın, sahip olduğunuz ve olacağınız değerli şeylere…

Tayfun Topaloğlu

 

 

Gerçeğin Savaşçısı

 

Bir binanın temeli sağlam değilse, o binanın üstüne kat çıkamazsınız. O binayı temelden yıkmanız gerekir. Yaşamdaki gerçeklerin etkisi de böyle olur. Her şeye sil baştan başlamayı gerektirir; kısa yollar yoktur çoğu zaman. Fark ettiğiniz bir gerçekle yüzleşmek cesaret ister. Gerçeğin savaşçısı olarak kılıcını çekip, tüm yalanların üstüne yürümek ve bununla savaşmak…

Görmezlikten gelerek kutsanmış bir tatmin duygusu ile yaşayabilirsiniz; tıpkı milyonlarca insanın yaptığı gibi. Gerçeği arayan insanlar için bu yol, oldukça çetin virajlarla doludur. Genellikle farkındalıklı bir yaşamın sonuçları arasında derin bir yalnızlık vardır, hem de çok derin bir yalnızlık. Ancak yaşamın temelinde, hayatı sorgulamak vardır. Yaşanılanları, yaşanacakları tümüyle irdelemektir yaşamın özünde olan. Bu çok da tatmin edici sonuçlara ulaştırmaz insanı. Genelde de bu sorgulamanın sonucunda ortaya çıkan gerçekler çok acı vericidir. Bu öylesine acıtır ki, nereden geldiğini bilemediğiniz bu acıyı bir türlü dindiremezsiniz. Gerçeğin arayışındaki insanlar, kendilerini amansız bir savaşa hazırlamalıdır.

Bildiklerini bilmeme şansını çok önceleri elinin tersiyle itmiştir farkında olan. Bu gerçekleri umursamamak da artık mümkün değildir. Hem kendisi hem de yaşamındaki insanlar hakkında edindiği bilgilerle yüzleşmek zorundadır. Bazen bu öylesine acı verir ki, kendisinin herhangi bir bağımlılığı olmadığına bile yerinebilir; çünkü en azından bir süre için bile olsa kaçacak bir yeri vardır bağımlı olanların. Ama farkındalık yolundaki insan kaçamaz, saklanamaz, göz ardı edemez. Gerçeklerin acısıyla yüzleşmek ve onlara göğüs germek zorundadır.

Gerçeğin acısına katlanmak, yalanlar üzerine kurulu bir mutluluktan daha iyidir. Yalnız olmak, kalabalıklar içinde bir “sıradan” olmaktan daha iyidir. Yaşamın, kendi içinde yol alması, yaşamdaki herhangi bir yolcu olmaktan çok daha iyidir. “Bana para, aşk, servet ya da mutluluk değil; gerçeği verin.” der, Thouro. Gerçeği istedikçe özgürleşecek, yalnız kaldıkça çoğalacak, farkında oldukça yaşayacaksın. Bu kez gerçekten yaşayacaksın!

Tayfun Topaloğlu

 

 

Kelebekler Hep Benimle

 

Uykusundan uyandığında çığlık çığlığa bağırdı genç adam. Kolları yerine kanatları vardı, bacakları da çoğalmış gibiydi. Kafasında düşünceler uçuşurken iki tane de anten bulunduğunu fark etti. Ne oluyordu, bu nasıl olabilirdi ki? Hala uykuda olduğunu düşündü ama değildi! Belki biraz beklese geçecekti. Bir iki saat sürer miydi? Polisi arasa… Hayır, kimse inanmazdı ona. Bu şekilde sokağa da çıkamazdı. Peki ya işe nasıl gidecekti? Bugün değilse bile yarın mutlaka gitmeliydi…

Şoku atlattığında aklında bazı düşünceler oluşmuştu. Mesela bu vücut yapısı çok rahatsız edici gelmişti kendisine. Bir tür kanatlı böcek olmak…Gerçi bazı zamanlar kendini bir böcek gibi hissettiği olmuştu ama artık bu durum histen öte bir şeydi. Gerçekti.

Kendi kendine söylenmekten alamadı kendini. Bu nasıl bir hayattı böyle, birisi açıklasaydı keşke. Hiç insan kelebeğe dönüşür müydü? Bir çizgi filmdeydi sanki… Bütün gün evin içinde dolandı durdu, oradan oraya yürüdü. Sinirlendi, hüzünlendi, isyan etti ama sonunda yorgun düştü.

Aklına kelebeklerin sadece bir gün yaşayabildiği geldi birden. Hayır, bir belgeselde kral kelebekleri izlemişti. Yıllarca yaşayabildiklerini biliyordu onların. İçi rahatladı; ama bir taraftan da hüzünlendi. Artık kelebek olarak mı yaşayacaktı? Hayatının sonuna kadar mı?

Ertesi gün oldu, yine aynı bedende uyandı. Bu işin şakası kalmamıştı artık. Yardım istemeliydi. Ama bir saniye, ya kendisini incelemek isterlerse! Deney faresi olmaya hiç de niyeti yoktu doğrusu. Türkiye’de yaşadığını unutmamalıydı ayrıca. Düşündü, düşündü…Ara sıra bağırmak istedi ama hayır, konuşamadı. Kelebekler konuşamazdı.

Birden aklına bir şey geldi. Ya kendisi bir kelebeğe değil de, bir kelebek kendisine dönüşmüşse. Vay kelebeğin haline! Bir kelebeğin bir insana dönüşmesi tam bir skandal olurdu herhalde. Tırtıl olsa anlardı; ama bir insan neden kelebeğe dönüşürdü ki? Bu garip bir durumdu. Gerçi kelebekleri severdi, onların o zarif ve özgürlük kokan hallerine bayılırdı.

Bir gün büyük bir adam olmayı düşlemişti, dünyayı değiştirmeyi; ama kelebek olmayı değil! Karma’karışık bir durumdu kendisi için. Bir yerlerde bir hata olmalıydı. Ya da acaba hatanın düzeltilmiş hali miydi bu durum? Bir kelebek olmak, nasıl bir şeydi ki?!

O da ne, birden penceresine bir kelebeğin konduğunu fark etti. Kafasında bir düşünce belirdi aniden. Mademki artık bir kelebekti; kelebekler, kelebeklerle olmalıydı. Birden kanatlarını çırpmaya başladı. Evin içindeki her şey uçuşurken, kendisini bu güzel duygudan alamamıştı. Kanat çırptıkça havalanmaktaydı ince bedeni. Evet evet, havalanmaktaydı… Hani kelebekler uçardı ya. Neden olmasın, diye geçirdi aklından. Pencereden dışarıya baktı. Oldukça yüksekteydi bulunduğu yer. Kanatlarını açtı ve kendini boşluğa bıraktı. Artık gerçek bir kelebek olmuştu.

Tayfun Topaloğlu

 

 

İçsel Kariyer: “Kendine Yolculuk”

“Uyanık insanları bekleyen tek ama tek bir görev vardır: kendini aramak, kendi içinde bir sağlamlığa kavuşmak, el yordamıyla kendine özgü yolda ilerlemek, yolun nereye çıkacağına aldırmamak…Bu beni derinden sarsmıştı, söz konusu yaşantının meyvesi buydu benim için. Sık sık geleceğin hayalleriyle oynamıştım, belki şair ya da peygamber, belki ressam, belki daha başka biri olarak gelecekte beni bekleyen rolleri düşlemiştim. Bütün bunlar hiçti. Ben şiir yazmak, vaaz vermek, resim yapmak için gelmemiştim dünyaya; ne ben ne de bir başkası öyle bir amaç için dünyada bulunuyordu. Bunların hepsi arada baş gösterip ikinci planda kalan şeylerdi. Herkes için gerçekte bir tek uğraş vardı; kendini bulmak.”

Hesse’nin “Demian”da kaleme aldığı bu satırlar okuyucularını her daim derinden etkilemiştir. Zamanını aşan bir bilgelikle ifade edilen bu sözlerde yazar yaşamı, ‘kendi’ne ulaşmanın bir aracı olarak görür. Her insan toplumun ona empoze ettiği amaçların dışında büyük bir amacın varlığını içsel olarak hisseder. Bu, kimi zaman derinlerden gelen bir sestir, bazen bir gıdıklama ya da bir dürtü halidir. Ancak modern dünyanın dışarıdaki sesi çoğu zaman üstün gelir bu serzenişe.

Her kesimden insan toplumun varlığı için çabalar bu dünyada, sistem çarkının içinde bir dişli olmanın yollarını arar. Gününün yaklaşık 10 saatini işle ilgili uğraşılarla geçiren çoğu insan sev-e-mediği bir işte çalışırarak geçirir. Dışsal dünyanın beklentileri de çoğu zaman insanı “kendi’nden uzaklaştıran bir tek düzeliğe sahiptir. Aslında kendi’ne ne kadar yabancılaştığın, toplumun çok da umurunda değildir. Yaşamın ne kadar farkında olduğunun bir önemi yoktur dış dünya için; görevini yapıp yapmadığının, çarkın içinde nerelere geldiğinin önemi vardır çoğu zaman.

Mesleki veya özel yaşamdaki herhangi bir kariyer süreci, insanın öz amacına ulaşmasına hizmet eden araçlardır. Ancak araç, amaç haline geldiğinde insanın zamanla kendi’sinden uzaklaşmasına neden olmaktadır. Günümüzde mesleklerin bir “geçinme aracı” haline gelerek manevi anlamından değer kaybetmesi, insanın yaşamını anlamlı kılmasının sorumluluğunu omuzlarına yüklemiştir. Ancak dış dünya, insana yaşamını anlamlı kılmanın araçlarını sunmaktan da geri kalmamıştır. Tüm bunlar insanın kendi-si-ni keşfetmesini ve farkındalık sürecini; yani kendi’ne yolculuğunu sekteye uğratmaktadır.

Her şeye rağmen anlaşılması gereken bir şey varsa, o da, dünyanın merkezinde ve çekirdeğinde insanın kendi-si-nin yer aldığıdır. İnsan sadece dış dünyaya doğru değil; merkeze, yani kendi’ne, kendi öz’üne doğru da yol almak durumundadır. Kendi’ne yapılan bu yolculuk, insanın içsel kariyer sürecini oluşturmaktadır.

İçsel kariyer, insanın farkındalıkla ve yüksek bir bilinçle kendi’sine doğru olan yolculuğunu ifade eder. Dünyaya içten bakabilmenin, kendi’ni fark edebilmenin ve yaşamın neresinde olduğunu görebilmenin hiç bitmeyen çabasıdır. Bu süreç zorlu olduğu kadar keyifli bir uğraşıdır aslında. Kendini keşfetmenin, sınırlarını aşabilmenin, inançları-nı sorgulayabilmenin; ve yaşamı özümseyebilmenin bir yoludur.

İçsel kariyerin ödülü, daha farkındalıklı ve insanın kendi’siyle dolu bir yaşamı tadabilmesidir. Bu kariyerin gerekleri oldukça özneldir, ancak yine de genel şartları da yok değildir. Uğraş alanı insanın kendi’sidir içsel kariyerin; kendi’si üzerinde çalışır insan, ona dayatılan değerleri ve inançları sorgular; kalıplarını farklı “deneyimler” yaşayarak kırmaya çabalar; böylece yaşama farklı bakabilmenin ve de sonuçta kendi-si-ni aşabilmenin uğraşısını verir. İçsel kariyer yolundaki insan toplumun dışında değildir, sırça köşkünde oturarak kendi’ne ulaşamayacağının farkındadır; insanlarla birlikte olmak zorundadır.

Dışsal kariyer elbette gereklidir ve toplumun içinde var olmanın bir gereğidir. Yaşamda varolabilmenin bir yoludur. Ancak dışsal kariyerin önemi içsel kariyeri ne kadar desteklediği ile oldukça bağlantılıdır. İçsel kariyer, insanın kendi içindeki, kendi zirvesine olan yolculuğudur. Belki de sonsuz mutluluğun içeriden açılan kapısıdır.

“Gel, ne olursan ol yine de gel” der Mevlana; belki de bu sözün devamı içsel kariyer bağlamında şöyle olmalıdır; “…Ne olursan ol gel, yeter ki kendine (doğru) gel!”

Tayfun Topaloğlu


Motivasyon Zekası (MotiQ)

Bazı insanlar hızlıca eyleme geçerler; fakat bunu kararlılıkla sürdüremezler. Bazıları ise, başlamakta ve eyleme geçmekte zorlanırlar; ama bir yola kesin karar verirlerse kesinlikle o yoldan dönmezler. Diğer bir insan grubu da, başladıkları bir işin sonunu getirmekte zorlanırlar. Bunun iki farklı nedeni olabilir: Ya başarı korkusu nedeniyle gereken son adımı bir türlü atamazlar. Ya da kaynaklarını ve enerjilerini tükettikleri için sonunu getiremeden vazgeçmek zorunda kalırlar.

Motivasyon zekası öncelikle “kişisel motivasyon süreci”yle ilgili bir durumdur. Yani kişinin kendi motivasyon sürecini yönetebilmesiyle ilgili bir özelliktir. Ancak motivasyon zekası yüksek olan bireyler başkalarını harekete geçiren faktörleri de hemen fark ederler. Dolayısıyla bu kişilerin başkalarını da motive etme konusunda da önemli bir beceriye sahip oldukları söylenebilir.

Yüksek bir MotiQ düzeyine sahip bireyler: (1) Zor durumlarda kalsalar bile hedefleri doğrultusunda kendilerini harekete geçirmeyi başarırlar ve bu doğrultuda kararlılıkla çaba gösterirler. Sonuçta eylemlerinden mutlaka sonuç alırlar. (2) Değerlerinin ve amaçlarının farkındadırlar. (3) İyimser ve pozitif bir kişilik yapısına sahiptirler. (4) Bir üzüntü ya da tehlike durumuyla pozitif bir şekilde başa çıkma becerisi gösterirler. (5) Hedef yönelimli hareket etmekte ve bu hedeflere ulaşmaya yönelik planlar yapmakta etkindirler. (6) Bir hedefi başarma konusunda yeteneklerine güven duyarlar.

Motivasyon Zekası da diğer zeka türlerinin çoğunda olduğu gibi “geliştirilebilir” bir özelliğe sahiptir. Her insan doğuştan getirdiği temel bir Motivasyon Zekası düzeyine sahiptir. Aslında insanlar kendini motive eden faktörleri, farkında olsalar da olmasalar da bilirler. Ancak bu zekasını geliştirmezler ve buna gerektiği önemi vermezler ise zaman içinde zekaları yerinde sayar ya da körelmeye yüz tutar. Sonuçta da zamanla bu insanlar özel ve iş yaşamlarında motivasyon problemleriyle karşılaşırlar ya da motivasyonlarını iyi yönetemedikleri için performanslarını üst seviyeye çıkarmakta zorlanırlar. Nihayetinde potansiyellerinin çok altında kalarak hak ettiklerinden çok daha azına mahkum bir hayat sürdürebilirler.

Son olarak şunu belirtmek gerekir ki, motivasyon zekasının yüksekliği, kişisel performansı doğrudan etkileyen bir özelliğe sahip olsa da her girişilen işten olumlu sonuç alınmasını ya da başarı kazanılmasını garanti edemez. Çünkü sonuç almak, bugünün dünyasında bireysel çabanın dışında pek çok farklı faktörü de içine alan karmaşık bir süreçtir.

Motivasyon Zekası’nın Temel Boyutları

Motivasyon Zekası’nın dört temel boyutu vardır. Motivasyon Zekası’nın yüksekliğinden bahsedebilmek için tüm bu boyutlarda etkin olmak gereklidir. Çünkü her biri çarpımsal bir özellik  gösterir. Örneğin bir boyutun düşük düzeyde olması diğer boyutlar yüksek olsa da genel zeka seviyesini olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

  • Öz-farkındalık: Bu boyut, kişinin değerlerinin farkında olmasını ve kişinin kendi güçlü ve zayıf yanlarını açıkça görebilmesini ifade eder. Böylece kişinin kendisine doğru hedefler koyabilmesi de mümkün hale gelir. Yeteneklerinin farkındadırlar ve hedeflerine yönelik hangi becerileri geliştirmeleri gerektiğine dair fikirleri vardır.
  • Kendini Eyleme Geçirebilme: Kişinin kendini amaçları doğrultusunda hızlıca eyleme geçirebilmesini ve yüksek bir enerji düzeyiyle harekete geçmesini ifade eder. Kişinin “iyimser” bir yapısının olmasıyla yakından ilişkilidir. Başlama motivasyonunu ifade eder.
  • Kararlılık Gösterme: Kişinin hedefi doğrultusunda kararlılık gösterebilmesini, yılmamasını, ısrarcı olmasını ve zorluklara karşı dayanıklı kalmasını ifade eder. Kararlılık, umutlu bir kişilik yapısıyla da yakından ilişkilidir. Sürdürme motivasyonunu ifade eder.
  • Motivasyonu Yönetebilme: Bu boyut diğer boyutlara göre daha kapsayıcı bir özellik taşımaktadır. Motivasyonu yönetebilmek, kişinin motivasyonunu dengeli ve yüksek bir düzeyde tutabilme becerisiyle ilgilidir. Bu boyut kişinin daha çok motivasyon tekniklerini etkin kullanabilme ve motivasyonunu yönetebilme becerisini ifade etmektedir.
 
‘Motivasyon Zekası’nı Geliştirmek İçin Adımlar

Motivasyon Zekası; kişisel farkındalığı, kendini eyleme geçirebilmeyi, bu eylemini kararlılıkla sürdürebilmeyi ve motivasyonunu etkin şekilde yönetebilmeyi içeren çok boyutlu bir zeka türünü ifade etmektedir. Motivasyon Zekası Kuramı’nın klasik zeka kuramlarında öne sürüldüğü gibi insanı sınırlayan ve yargılayan bir tarafı olmadığı gibi, herkesin yeterli bir motivasyon zekasına sahip olduğunu ve gerekli ortamı sağladığı taktirde daha üst seviyeye rahatlıkla çıkarabileceğini ifade eden oldukça humanist bir öngörüyü ifade ettiğinin altını çizmek gereklidir. Dolayısıyla herkes, içindeki Motivasyon Dahisi’ni ortaya çıkarabilecek içsel kaynaklara sahiptir. Önemli olan, bu kaynaklara ulaşmak için istek duymak ve kararlılık göstermektir. Motivasyon Zekası’nı daha da geliştirmek isteyen her bireyin aşağıdaki uygulamalara yeterli zamanı ayırması halinde bu konuda önemli ilerlemeler sağlayacağı öngörülmektedir.

  • Öncelikli olarak, kişisel motivasyon zekanız hakkında bilgi sahibi olmak için Motivasyon Zekası-MotiQ Testi’ni yapabilirsiniz. Bu sayede, motivasyon zekanız hakkında farkındalık geliştirerek hangi kısımlarda sorun yaşadığınızı görebilirsiniz. (Editör Notu: Bu test bilimsel bir veri sunmamakla birlikte motivasyon zekası konusunda testi yapan kişiye önemli göstergeler sağlamaktadır. Motivasyon Zekası’na dair bilimsel ölçek geliştirme konusunda Tayfun Topaloğlu’nun çalışmaları sürmektedir).
  • Görsel beyninizi çalıştırın. Sürekli şekilde gelecek hayalleri kurun, imajinasyonlar yapın. Üç beyin sisteminden birisi olan görsel beyin, bizim gelecek planları yapmamızı ve gelecek görüntüsü oluşturmamızı sağlar. Bu sayede hedefimize yönelik motivasyon görüntüleri yaratabilme becerimizi artırırken ihtiyaç duyduğumuzda kendimizi motive etmeyi kolayca başarabiliriz.
  • İyimser düşünme becerinizi geliştirin. Buradaki iyimserlik gerçekleri gözardı eden saf bir iyimserlik anlamında değildir. M. Seligman’ın ifade ettiği gibi “gerçekçi” bir iyimserlik geliştirmek, kötümser kişilerin tersine daha aktif olmamızı ve daha etkin sonuçlar alabilmemizi sağlayacaktır. İyimser insanlar olumsuz durumlardan daha kolaylıkla sıyrılırken, hedeflerine kararlılıkla ilerlemekte daha fazla potansiyele sahiptirler. (Ayrıntılı bilgi için: İyimserlik Testi)
  • Hayatınıza yön veren Değerler Profili’nizi keşfedin. Değerler Profili’nizi oluşturan başlıca değerleri fark ettiğinizde, bazı şeyleri neden istediğinizi daha iyi anlamış olursunuz. Bunun için kendinize yaşamımda önemli olan şeyler nelerdir ve bunlar benim için neden önemli diye sorabilirsiniz. Örneğin, “benim için kariyer sahibi olmak çok önemli” dediğinizde, bunun altındaki değeri ortaya çıkarmak için, kariyer sahibi olmak benim için neden önemli diye sorabilirsiniz? (Olası yanıtlar, “saygı görmek” veya “başarılı olmak” gibi daha soyut ve değerleri ifade eden şekilde olmalıdır.  (Ayrıntılı bilgi için: Reiss Güdüler Profili)
  • Motivasyon tekniklerini öğrenin. Bunun için, sitemiz bölümlerinden birisi olan Kişisel Motivasyon Yönetimi Teknikleri’ni okuyabilir ve kendinizde uygulayabilirsiniz. Bunun yanında kendi motivasyon tekniklerinizi geliştirebilir ve gerektiğinde bunları da kullanabilirsiniz.
  • Motivasyon Profili’nizi ortaya çıkarın. Motivasyon Profili, sizin motivasyon yapınızı etkileyen belirli faktörleri ortaya çıkarmak amacıyla tasarlanmış size özgü kişisel bir göstergedir. Buradaki bilgileri dikkate alarak kendi motivasyon yapınız hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.
  • Bunlara ek olarak, yine e-motivasyon.net sitesinin kişilik testlerinden bazılarını yaparak kişilik porfilinize uygun motivasyon yapınız hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. (Ör: Jung Kişilik Tiplemesi , Enneagram).
  • Motivasyon Zekanızı daha da geliştirmek ve motivasyonel becerilerinizi artırmak için son olarak KİMYON- Kişisel Motivasyon Yönetimi seminerlerine katılabilir ya da bireysel Motivasyon Koçluğu hizmetinden faydalanabilirsiniz.
Tayfun Topaloğlu

 

 

Motivasyon Günahları

Motivasyonun bir kutsal kitabı olsaydı, şimdi burada yazılanların her biri kesinlikle yapılmaması gereken günah niteliğindeki uyarılar olurdu. Motivasyon günahları, işlendikleri her bir an için affedilemez nitelikteki unsurlardır ve insanları kısıtlı bir hayata mahkum ederek potansiyelinin çok altında bir yaşam sürmesine neden olurlar. Eğer motivasyon konusunda doğru bir şey yapmak istiyorsanız bu sayfayı evinizin bir köşesine çerçeveletip asın ve her gün okuyun. İşte motivasyon konusunda işlenmemesi gereken başlıca günahlar.

·   Hedefsiz kalmak bir insanın kendisine yapacağı en büyük kötülüktür. Enerji belirli bir hedefe yönelmediği için insanı daha fazla yorar ve sonuçta içe yönelerek insanı rahatsız eder.

·    Motivasyonu korumaya zaman ayırmamak
diğer önemli bir günahtır. Eğer gün içinde motivasyon ve moralinizi artıracak eylemlere belirli bir  zaman ayırmazsanız başınız dertte demektir. Komedi filmleri izleyin, şakalar yapın, gülün, eğlenin.

·    Bağlantıyı kaybetmek.
Bugünle gelecek arasındaki bağlantıyı tekrar tekrar kurmak için kendinizi ve yaptıklarınızı devamlı sorgulayın. Bu yaptıklarınızın gelecekte olmak istediğiniz kişiyle ne kadar örtüştüğünü düşünün. Ve bir bağlantısı yoksa yapmayı bırakın.

·   Düşlemekten korkmak.
Daha önce düşledikleriniz gerçekleşmedi mi? Sonunda üzüntüden artık düşlemeyi kendizine yasakladınız mı? Peki öyleyse hadi kısıtlı bir hayata merhaba deyin. Düşlemekten korkan hayatı yaşamaktan korkuyor demektir.

·    Nerede duracağını bilememek. Bazen hırs gözümüzü o kadar alır ki, bir uçuruma doğru gittiğimizi bilmeden ilerlemeye devam ederiz. Kendinizi durdurun ve etrafınıza bakın. Belki de hızlı giderken yanlış yöne saptığımızı fark edemiyorsunuz.

·   Ertelemek ve yine ertelemek.
Farkında mısınız? Sonsuza kadar yaşamayacaksınız. Anlamadığım bir şey de, insanların neden bu kadar uzun yaşamak için çaba sarf ettikleri. Bugün’ü yaşamadığınız her dakika sizin öleceğiniz güne eklenmiyor malesef. Zamanınız gittikçe azalıyor. Gidin o her zaman ertelediğiniz şeyi yapın. Bunun için başka bir hayatınız olmayacak.

·    Deneyimlememek. İster mükemmelliyetçilik olsun isterse yanlış yapma korkusu, bir adım atıp bir türlü eyleme geçemeyiz ve sonuçta motivasyon da bizden ümidini keser. Yaşamı deneyimleyin. Yaşama, yaşamak için geldiniz. Gidin ve deneyimler yaşayın. Hata yapmanız gerekiyorsa da yapın. Hiç değilse doğruya giden yolda bir yanlışı fark etmiş olursunuz.

·    Kanaatkarlık göstermek. Buradaki anlamıyla sahip olduklarımzı göz ardı edelim, onlara değer vermeyelim demek değildir. Dahası sahip olduklarının değerini bilmeyenler daha fazlasını elde edemezler. Buradaki ifade daha iyisi olmak, daha iyisini yapmak için çabalamamak, elindekileri yeterli görmektir. İşte bu, günümüz dünyasında kabul edilebilir bir şey değildir. Bu dünya daha fazlasını isteyenlerin dünyasıdır.

·   
Duyguları yönetememek. Duyguları göz ardı etmek akılcı olmak anlamına gelmez. İnsanları, bir duygular bütünü olarak kabul edip, bunun olabildiğince farkında olarak yaşarken, olumsuz etkilerini de görebilmek ve yönetebilmek gerektiğini ifade etmektedir.

·    Kendini başkalarıyla karşılaştırmak. Başkalarını boşverin. Herkesin kendi koşulları ve izlediği yollar farklıdır. Biz insanlar birbirimize benzesekte aslında elmalarla armutlar gibiyizdir. Tek ortak noktamız meyve olmaktır. Armutları bir kenara bırakın ve kendi elmanızı parlatmaya bakın.

·    Odaklanmamak.
Neye odaklanırsanız ondan bir şekilde sonuç alırsınız. Ancak bu olumsuz ve sizi güçsüzleştiren bir şey olmamalıdır. Daima pozitif, daima net ve daima tek bir şeye odaklanmalısınız. Ve odaklanacağınız şeyi iyi bir şekilde belirleyin, enerjinizi istediğiniz şeye yöneltin.

·    Dış zorunlulular yaratmamak.
Motivasyon günahlarından sonuncusu, kişinin sadece içsel motivasyonuna güvenerek yola çıkmasıdır. Burada yanlış olan şey, uzun soluklu bir işe girişirken kendi içsel motivasyonunuzun yanında dışsal motivasyonu göz ardı etmektir. İç motivasyon kırılgandır ve sizi ufak bir zorlukta her an yarı yolda bırakabilir, birden enerjiniz kesilebilir. O nedenle kendinize giriştiğiniz yolda ilerlemek için zorunluluklar yaratın, dış koşulları yardıma çağırın.

 

Tayfun Topaloğlu

 

 

Körler Ülkesindeki Kral

 

Dünya üzerinde yaptığımız işi aynı değerde yapabilecek ve bizim yerimizi alabilecek kaç kişi bulunuyor? Ya da yaptığımız işi ne kadar benzersiz bir biçimde yapabiliyoruz? Eğer yerimizi alabilecek ve işimizi bizim kadar iyi yapabilecek kişilerin fazla olduğunu düşünüyorsak, o işin sonunda aldığımız ödüller de onun kadar sınırlı olmaktadır. Yaptığımız işi eşsiz kılmak ve en iyisi için uğraşmak elbette çok önemlidir. Bunun yanında, eşsiz ve az seçilen bir yolda ısrar etmek de onun kadar gereklidir.

Yaşam merdivenin sağlam olması kadar, doğru bir duvara dayanmış olması da önemlidir. Merdivene tırmandıktan sonra onun yanlış bir duvara dayalı olduğunu anlamak çok acı gelebilir insana. Çoğumuz eşsiz ve sağlam merdivenler yapmak için çabalarız yaşamımız boyunca. Ancak yukarıdan manzarayı seyretmek, ellerindeki merdiven vasat dahi olsa doğru duvara tırmanma cesaretini gösterenlerin ödülü olacaktır.

Bir ağaçkakanın yiyeceğine ulaşması, doğru ağaca doğru sayıda darbe vurmasıyla mümkündür. Eğer her ağaca birkaç kere vurmuş olsaydı sonuç alması mümkün olamazdı. Onun eşsiz özelliği de, gözlerinin keskinliği veya pençelerinin güçlü olması değil, gagasını sert ve hızlı bir şekilde vurabilmesidir. Ağaçkakan kendi doğasına sadık kalarak sonuca ulaşır, tıpkı bizlerin de yapması gerektiği gibi.

Kendimizi daha yakından tanıyabilmek ve hangi özelliğimizin çevrenin gereksinimleriyle eşleştiğini fark edebilmek çok önemlidir. Bu, çift yönlü bir farkındalık sürecini gerektirir. Hem içsel bir farkındalık hem de çevremize yönelik dışsal bir farkındalık sürecini.

İçimizdeki eşsiz olan özelliği ortaya çıkarmak ve doğru yönde gelişmesinde ısrarcı olmak önemlidir. Körler ülkesindeki tek gözlü kral gibi, sahip olunan ve zayıflık olarak görülen özelliklerin bile değerli olduğu yerler vardır dünya üzerinde. Bunu görmek için tek gözlü olmak dahi yeterlidir.

 

Tayfun Topaloğlu

 

 

Ailelerin Misyonu ve Meslek Seçimi Üzerine

 

Pek çoğumuz, mesleğimizi küçük yaşlarda seçme şansına sahip olamıyoruz. Bunun iki temel nedeni bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, ailelerin, çocuklarının değil, kendilerinin istediği mesleği onlara empoze ederek, etkisizleştirmesidir. İkincisi ise, tamamiyle ilgisiz kalıp, çocuklarını yönlendirmemesidir. Meslek seçiminde ailenin fonksiyonu o kadar önemlidir ki, ailelerin birincil misyonu olarak belirtilebilecek bir önceliği ifade etmektedir.

Ailenin en temel ve öz fonksiyonu, topluma olgun, gelişmiş, ne istediğini bilen ve yaşam doyumu yüksek bireyler kazandırmaktır. Bunun en önemli göstergesi ise, “sevdiği işi yapan” bireylerin var olmasıdır. Hangi mesleği yapacağına karar vermiş, tutku ve aşkla işine bağlanmış kişileri topluma kazandırmak ailenin en temel misyonudur. Sonuçta toplumların gelişmişliği de, tek tek bireylerin gelişmişliğinin bir fonksiyonu olacaktır. Böylece mesleğini sevgiyle yapan tutkulu insanların varlığı da, gelişmiş ve etkin toplumları ortaya çıkaracaktır.

Ailelerin, bireyin meslek seçimi sürecinde bir kaç kritik etkisi vardır. Öncelikle olumlu-olumsuz koşullandırmalarla ve sosyal rol modeli görevleriyle bireylerin bir mesleğe olan ilgisini artırabilir veya yok edebilirler. İkincisi bireye sağlayabilecekleri olanaklarla onun daha fazla seçenek arasından kendisine en uygun mesleği seçmesine, doğrudan veya dolaylı bir yardımları bulunabilmektedir.

Peki ailelerin, bireyin herhangi bir mesleğe olan ilgilerini yönlendirmesi nasıl olmalıdır? Öncelikle, küçük yaşlardan itibaren, genç bireylerin kendi “öz-farkındalığını” geliştirecek imkanları onlara tanıyarak, erken yaşlarda bireyin kişiliğine uygun bir mesleğe yönelik ilgi yaratılabilirler. Bu süreç ne kadar erken yaşta başlarsa, sonraki yıllarda kişiliğin gelişiminde ve mesleğinin belirlemesinde o derece faydası olacaktır. Bireylerde ‘öz-farkındalık’ geliştirme ve ‘meslek seçimi’ne yönelik olarak ailelerin etkinliği şu başlıklarda özetlenebilir:

* Erken yaşlarda herhangi bir sanatsal, sportif ve akademik yetenekleri ön planda olan çocuklarının, o alanda kendini geliştirmesinde yardımcı olmak. Pek çok çocuğun yeteneği ve ilgisi, imkan ve destek sağlanamadığı için erken yaşlarda körelmektedir. Bu sürecin işlemesi, zaten varolan ilgisinin devam etmesinde çocuğa yönelik imkanların tanınması ve desteğin verilmesi şeklinde olur. Burada ailenin fonksiyonu “imkan sağlayıcılık”tır.
* Eğer çocuk belirli bir alana yönelik ilgi duymuyorsa, bu ilginin uyandırılması için çocuk pek çok farklı alanda yaşam deneyimi kazanması için teşvik edilir. Buradaki ailenin fonksiyonu, “seçenek yaratma”dır.
* Seçeneklerinin artırılması ve kararlarında destek olunması ailenin çocuğuna verilebileceği en önemli yardımların başında gelmektedir. Son olarak ailenin, çocuğun kendi seçeneklerini belirleme ve karar verme sürecinde “duygusal destek” fonksiyonu, genç bireyin kişiliğine en uygun mesleği seçmesinde etkin rol oynayacaktır.

Erken yaşlarda bireyin bir mesleğe yönelmesi ve bu mesleğini sevmesi yaşamının sonraki kısımlarında pek çok avantajı kendisine getirecektir. Öncelikle seçtiği alanda daha fazla deneyim ve bilgi kazanacağı için, becerilerini erken yaşta geliştirecek ve başarı şansını artıracaktır. Hedefini erken yaşta belirleyen bireyler, kendi yaşamının sorumluluğunu almayı öğrenerek, daha bilinçli kararlar verecek, iç disiplini ve içsel motivasyonu daha fazla gelişecektir. Sevdiği mesleği yaptığı için de, iş doyumu ve yaşamdan sağlayacağı tatmin daha yüksek olacaktır. Sonuçta hayattan beklentileri daha net hale gelecek, özgüveni artacak, önceliklerini erken yaşta belirlediği için kaynaklarını etkin şekilde kullanacak, finansal gücünü daha fazla geliştirecektir.

Sonuç olarak, Maslow, “Yazgıların en güzeli, bir insanın sahip olabileceği en büyük hazine, tutkuyla yaptığı bir iş için ona para ödeniyor olmasıdır” diyerek hazinenin haritasını ilgililere teslim etmiştir.

Tayfun Topaloğlu

 

 

 

Başarının Felsefesi

Bu zorlukların pek çok kaynağı bulunmaktadır. Öncelikle geçmiş zamanlardaki bir başarı bugün için bir anlam ifade etmeyebilir. Çünkü aşılmış veya değerini yitirmiş olabilir. Bu durum başarının “zaman boyutu”na işaret eder. İkincisi, her topluma göre başarı, farklı şeyleri ifade eder. Çünkü toplumsal değerler, toplumdan topluma farklılıklar gösterir. Bu durum başarının “kültürel öznelliği”ni ifade eder. Üçüncü olarak, bir başarının değeri, kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Bu durum da başarının “kişiselliği”ni ifade etmektedir.

Başarının tanımı yapılırken farklı değişkenler işin içine girse de, evrensel düzeyde kabul gören başarı kriterleri az da olsa bulunmaktadır. Yoksa, olimpiyatlar dahil hiçbir yarışma organizasyonu gerçekleştirilemezdi. Genellikle, ‘ilk’ler ve ‘en’ler hemen her toplumda takdir edilir ve başarılı olarak kabul edilir. Bununla birlikte ‘ilk’ler her zaman sabittir ve zamandan zamana değişmeyen bir özellik gösterir, ancak ‘en’ler zamanla değişebilir. Bu, rekabeti kızıştıran önemli bir faktördür. Olimpiyat oyunlarının sloganı haline gelen, “Altius, Citius, Fortius”, “daha yüksek, daha hızlı, daha güçlü” olmayı ifade ederken rekabete vurgu yapar. Başarılı olmak, anlamlıdır. O nedenle her yıl binlerce insan yarışmalara katılmakta, Guiness Rekorlar Kitabı’na girebilmek için ölüm riskini bile göze alarak riskli denemeler yapmaktadır. Bunu yaşamının ideali haline getirmiş insanlar vardır. Hiç yapılmayan bir şeyi yapmak, ve de daha iyisini yapabilmek..Günümüzün gelişmiş dünyası bu çabaların bir sonucudur.

Başarı, genellikle toplumların olayları ve sonuçları belirli kriterlere göre değerlendirmesini ifade ederken, kıyaslamayı, rekabeti ve sonuçları içerisinde barındırmaktadır. Başkalarıyla yarışmak ve bunun belirli sonuçlarına razı olmak günümüz dünyasının kaçınılmaz bir gerçeğidir. Koşulların eşit olduğu ve değerlendirmenin adil yapıldığı her yarışmanın ve rekabetin sonucu, başarılı ve iyi olanı ortaya çıkarmayı amaçlar. Ancak günümüz dünyasında, yaşamın pek çok alanındaki kriterler ve ölçütler, yer, zaman ve kişiye göre değişimler gösterir ve bu da başarının değerlendirmesini olumsuz yönde etkiler.

Başarıyı değerlendirirken dikkat edilmesi gereken unsurlardan birisi de, kişinin hedefine nasıl ulaştığı, bunu nasıl başardığıdır. Yani, kişinin başladığı noktayla geldiği son nokta arasındaki mesafe ile bunu ne kadar zamanda gerçekleştirdiği başarının değerini belirler. Kimisi bir hedefe ulaşmak için tüm yaşamını feda ederken, kimisi de zaten o hedefe doğuştan sahip olarak yaşamına başlar. Bu durumda başarıyı nitelerken en çok yapılan hatalardan birisinin, başarıdaki ‘kaynak’ faktörünün göz ardı edilmesi olduğu belirtilmelidir. Örneğin Everest Dağı’na çıkan ilk dağcılar ile son dağcılar arasında, teknolojik donanım ve ekipman açısından önemli farklılıklar vardır. Bu farklılıklar, Everest’e çıkmayı kolaylaştırırken, elde edilen başarının değerini nesnel ve öznel olarak azaltmaktadır. Ayrıca pek çok yetenekli dağcının da, sadece çıkış izni için istenen yüksek vergileri karşılayamamaları yüzünden Everest’e çıkamadıkları bilinmektedir. Belirli kaynaklara sahip olmasak da bunları bize sağlayabilecek bir çevreye (aile, arkadaşlar, sponsorlar) sahip olmamız “dışsal kaynakları” ifade eder. İkinci bir faktörde sahip olduğumuz içsel kaynaklardır (beceri, yatkınlık vs.). Doğuştan belirli yeteneklerle doğan insanlar bunları geliştirebilecek bir çevre içinde yetiştiklerinde başarıyı erken yaşlarda yakalayabilmektedir. Yetenek özellikle spor ve sanat alanlarında birincil öneme sahiptir.

Başarının kişiselliği ise, kişiden kişiye farklı anlamlar taşımasından ileri gelmektedir. Elde edilen sonuçlar kimisi için bir anlam ifade etmezken, kimisi içinse büyük bir başarı olarak değerlendirilir. Bu, değerlendirmeyi yapan kişinin hangi “değer-güdü profili”ne sahip olduğuna göre değişiklik gösterir. Bağımsızlık gereksinimi yüksek bir birey için, karşısındaki kişinin aldığı sonuç, o kişinin ne kadar bağımsız yaşadığına göre yorumlanırken; güç gereksinimi yüksek biri içinse yorum, değerlendirilen kişinin ne kadar güç sahibi olduğuna göre değişiklik gösterecektir. Dolayısıyla, başarıyı yorumlayan kişinin değerleri de sonuçları değerlendirirken önemli bir kriter görevi görecektir.

Başarının tanımı toplumdan topluma da değişim göstermektedir. Çünkü toplumların sahip olduğu değerler de, başarının tanımını etkilemektedir. Örneğin; ABD’de başarı ve üstünlük gereksinimi diğer gereksinimlerden daha önemlidir, çünkü toplumda rekabetçilik, bireyselcilik ve güç sahibi olmak daha fazla değer görmektedir. Ancak Japon toplumu gibi kollektivist ülkelerde, grubun menfaatleri uğruna çaba göstermek ve kabul görmek daha değerlidir. Dolayısıyla, bu gibi toplumlarda bireysel başarı yerine toplumun bütününe yansıyan başarılara daha fazla önem verilmektedir.

Sayılan birkaç kriterin dışında, başarıya genel bir tanım getirmek öznel bir görüş olmaktan öteye gidemeyecektir. Sonuç olarak başarı aslında büyük oranda subjektif bir algılamadır. Peki bu durumda başarılı bir yaşamı nasıl tanımlarız? Kişisel olarak düşündüğümüzde kendimizi başarılı buluyor muyuz? Bu durum toplumsal değerlerle birlikte, sahip olduğumuz kişisel değerlere göre de değişkenlik gösterecektir.

Başarı, istediğin hayatı yaşayabilmektir!

Herkes, belirli “güdü”lere ve bu güdülerin önem derecesine göre sıralandığı bir “güdüler ve değerler profiline” sahiptir. Dolayısıyla her güdünün önemi kişiden kişiye göre değişmektedir. Kimimiz yaşamda güç sahibi olmayı, kimimiz sevgi ve saygı görmeyi, kimimiz ise bağımsız olmayı arzularız. Farkında olsak da olmasak da güdüler hiyerarşimizde en üst düzeyde yer alan gereksinimlerimizi doyuma ulaştıracağımız bir yaşam kurarız kendimize. Buradaki temel nokta, bu gereksinimlerimizi doyuma ne kadar ulaştırmayı başarabildiğimizdir. Eğer bunu başaramazsak hayattan bir tat alamadığımızı hissederiz. Zaten bunu sağlayabilmişsek, kalbimizde içsel bir huzur hissini duyumsarız. Asıl başarının ölçütü kalbimizin derinliklerinde hissettiğimiz bu huzur derecesidir. Zaten gerçek başarı da, değerlerimizi tatmin edebildiğimiz bir hayatı yaşayabilmektir.

Tayfun Topaloğlu

 

 

Bilgi, Gerçeği Şekillendirir

Gerçeği algılayışımızı etkileyen ve onu belirleyen ‘bilgi’nin edinilmesinde birinci unsur kültürel ve toplumsal koşullandırmalardır. İçinde bulunduğumuz toplumun ve kültürün içinde şekillenir ve kalıplara gireriz. Dolayısıyla olaylara ve durumlara, o bakış açısından bakmaya alışırız. Dünyaya açılan penceremiz haline gelirler zamanla.

Batılı olmak, Doğulu olmak, Türk olmak, Müslüman veya Budist olmak bizim dünyayı algılayışımızı doğrudan etkiler. Çünkü tüm bunlar yaşadığımız deneyimleri anlamlandırma sürecimizi belirler. Her bir kimlik çatısı altında farklı bilinç yapıları olarak, ‘gerçek’ dediğimiz duruma farklı açılardan bakarız. Dolayısıyla tarafsız, saf bir gerçeklikten bahsedilmesi imkansız hale gelir.

Bilginin insanı özgürleştirdiği çağlardan bilginin insanı tutsak ettiği bir zamana gelmiş bulunmaktayız. Günümüzün bilgi ve iletişim çağında, bilgiyi artık olduğu gibi toplamak ve kullanmak yerine bilgiyi süzgeçten geçirip, öz ve sağlıklı bilgiye ulaşmak önemli hale gelmiştir. Özellikle de bilginin hangi kaynaktan ve bizlere ne şekilde geldiğinin farkında olmak gereklidir. Günümüzde bize yönelik yapılan bilgi transferinde büyük olasılıkla bizi belirli bir şekilde düşünmeye, yaşamaya ve harekete geçirmeye yönelik “sistematik bir amaç” bulunmaktadır (bu yazıda bile 🙂 O nedenle bize ulaşan hemen her bilgiye daha şüpheci ve daha dikkatli yaklaşmamız gerekmektedir.

Bilginin gerçeklik algısını şekillendirmesinin nedenlerinden bir diğeri ise, geçirdiğimiz akademik eğitim sürecidir. Örneğin, Batılı ve Doğulu dünya görüşlerindeki yapısal farklılıklar, sahip oldukları eğitim-öğretim süreçlerini de belirlemektedir. Bu da, gerçekliğin farklı şekilde algılanmasına ve yorumlanmasına neden olmaktadır. R. E. Nisbett, “Düşüncenin Coğrafyası” adlı eserinde bu durumu şöyle açıklar: “Batılı düşünme tarzına sahip birisi, bir olayı neden-sonuç (determinizm) ilişkisine göre ve bir dizi doğrusal çizgi (lineer) halinde algılar. Bir olayın ya da davranışın nedenini basitleştirme, soyutlama ve sınıflama eğilimi söz konusudur.” Bunun sonucu olarak Batı’nın bu sistematik düşünce biçimi, “bütüncül” görmeyi zorlaştırırken, tek yönlü düşünme biçimini geliştirmektedir.

Bilgi, gerçeği şekillendirir ve dönüştürür. Kimi zamanda basit olan şeylerin anlaşılmasını da oldukça zorlaştırır. Gerçeği şekillendiren ve yeniden yaratan şey, düşüncemizi biçimlendiren öğrenilmiş bilgilerdir. Bilginin gerçeği yorumlayışımızı nasıl etkilediğini ifade etmede “Soba” öyküsü güzel bir örnek oluşturmaktadır.

Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet, bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarıda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.

Kimyacı: “Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamıştır.”
Fizikçi: “Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş olmalı.”
Jeolog: “Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan, herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmayı amaçlamıştır.”
Matematikçi: “Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamıştır.”
Antropolog: “ Adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş olmalı.”der.
Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarıda olmasının nedenini sorarlar. Adam cevap verir: “Boru yetmedi de efendim!”

Tayfun Topaloğlu

 

 

Girişimcinin Motivasyonu

Girişimciler, günümüz ekonomilerinin temelini teşkil ederler. Günümüz iş dünyasında girişimciler, inandığı yolda kararlılıkla sonuca gitme cesaretini gösteren ekonomi dünyasının kahramanlarıdır. Onlar olmasaydı, dünyada yaşanan tüm bu yenilikler hayata geçemezdi. Girişimciler, çalışma şekilleri ve kişilikleri gereği performanslarını etkileyen pek çok motivasyonel faktörü dikkate almak durumundadırlar. Etkili motivasyon yönetimi becerilerini geliştiren girişimciler, amaçlarına ulaşabilme başarısı göstermede daha fazla şansa sahip olacaklardır.

 

“Sen kral ol, krallık ardından gelecektir!”
Dreamer
Girişimciler, kendi iç dünyalarında yalnızları oynarlar; ama dışarıda insanlarla iç içedirler. Girişimciler vizyonerdir, geleceği düşler, aynı zamanda şimdide yaşarlar; geleceği bugünün eylemlerinin yarattığının bilincindedirler. Etkin girişimciler fark yaratmak için farklı olmaları gerektiğininin bilincindedirler, o nedenle araştırmacıdırlar ve her şeyi sorgularlar. Aslında tüm yatırımını kendi üzerine yapar girişimci, ta ki dolup taşana kadar ve taştığında, işte o zaman dünyayı değiştirme gücünü kendinde bulur.
Nasıl’ı bilenin daima bir işi olur..
Niçin’i bilen daima kendi işinin patronu olur.
R. W. Emerson
Etkin girişimciler, amaçlarına ulaşacağına dair sahip oldukları becerilerine güveni duyarlar. ‘Neden’leri gördüklerinde ‘nasıl’ı ortaya çıkarmak için gereken gücü kendisinde hissederler. İş süreçlerinin başlangıcında ve devamında kendilerine gereken paranın içsel bir güven sonucunda ortaya çıktığının bilincindedirler. İçteki güven, dıştakilerin güvenini sağlar. Aslında temelde her şey birbirine bağlıdır.
İçteki güven = Dıştaki güven

 

“Her çağdaki özel kişiler, olanaksız girişimleri için sermayeyi,
ancak yüreklerini her türlü şüpheden arındırdıktan sonra buldular. Gerçek sermaye içimizdedir.”
Dreamer
Çoğu tanınmış ve başarılı girişimci, kendisi hakkında içsel farkındalığını geliştirmiş ve kendisini her koşulda harekete geçirmeyi başarabilen kişilerdir. Hesaplanan riskler alırlar ve belirsizlikle baş etme becerileri yüksektir. Ayrıca fırsatları hemen görürler, alanındaki bilgisi yüksektir, yaratıcı ve yenilikçi özellikleriyle vizyon sahibi bireylerdir. Girişimcilerin ilerleyen zamandaki başarısını derinden etkileyen en önemli faktör ise, iş süreçlerinde ortaya çıkan yönetsel ve motivasyonel becerileri geliştirmelerinde yatmaktadır.

 

Başarılı girişimcilerin, motivasyonlarını etkin şekilde yönetebilmek için etkili yollar ve teknikler geliştirdikleri görülmektedir. Bu girişimciler amaçladıkları yoldaki çabalarını şu motivasyonel ilkeleri gözönünde bulundurarak gerçekleştirmektedirler:

 

Etkin Girişimcinin Motivasyon İlkeleri

·   Etkin girişimci her şeyden önce kendi içsel motivasyonuyla harekete geçer. Bu anlamda çoğu durumda yalnızdır. Kendini harekete geçirmek konusunda tek başına olduğunun farkındadır.
·    Etkin girişimci, giriştiği işin büyüklüğüyle orantılı olarak sorumluluk düzeyinde yukarılara tırmanır, artık sahip olduklarının değil sahip olabileceklerinin de sorumlusu haline gelmiştir.
·    Etkin girişimci önce kendisinde, sonra da çevresindekilerde bir ‘bollluk bilinci’ geliştirmeyi başarır.
·    Etkin girişimci, zamanla kendisi gibi içsel motivasyona sahip, aynı vizyonu taşıyan bireylerden oluşan yaratıcı bir ekip kurar. Girişimcinin çalışanları yoktur, aynı vizyon altında birleştiği yol arkadaşları vardır.
·    Etkin girişimci kendisi gibi farklı sektörlerden girişimcilerle bağlantılar (networkler) geliştirir ve bunu da korumak için gereken her şeyi yapar.
·    Etkin girişimci, ilgi alanının dışından kişilerle ve aktivitelerle de deneyimler içine girerek vizyonunu genişletir. Bunlar, ona farklı çevrelerden beslenmesi için fırsat tanıyan unsurlardır.
·    Etkin girişimci için en önemli şey deneyimdir. Her başarısını subjektif olarak yorumlama ve her başarısızlığını ise bir öğrenme fırsatı olarak görme alışkanlığı geliştirmiştir.
·    Etkin girişimci farklı sorular sormayı kendisine alışkanlık edinmiştir. Şu gibi soruları sorar:
“Neleri daha farklı yapabilir ve sonuç alabilirdim?” “Bu başarısızlıktan ne öğrenebilirim?” Etki alanımın sınırları nedir ve bunu nasıl genişletebilirim?
·    Etkin girişimci etkin bir kaynak yöneticisidir. Önce hedeflerini net bir şekilde belirler ve kaynaklarını bu hedeflerine etkili şekilde yönlendirir.

 

Başarısızlık yeniden ve daha zekice başlayabilme fırsatından başka bir şey değildir.
Henry Ford
Girişimciler için Temel Motivasyon Yönetimi TeknikleriKişisel motivasyon yönetiminin girişimciler açısından farklı durumları mevcuttur. Örneğin, girişimci pek çok çalışan profilinden farklı olarak daha fazla baskı ortamında performans göstermek durumundadır. Sorumluluğu arttıkça riskleri de artar.Bu süreçte oldukça uzun süre dayanklılığını korumak zorundadır. Bu durum onun vereceği kararlarda ve eylemlerde daha dikkatli ve temkinli olmasını da gerektirmektedir. Girişimcinin, girişimlerinin başarısı için (hem yeni iş kurma sürecinde, hem kurmuş ve ilerletmiş olanlar için) motivasyon yönetimi bağlamında aşağıdaki unsurları dikkate alması gerekmektedir:·    Girişimciler işin başlangıcında daha çok bağımsızlık ve başarı güdüsüyle harekete geçerler. Ancak süreç içinde şirketin devamı ve başarısında güç ve yakın ilişki güdülerini de kendi içinde dengelemesi gerektiğini fark etmelidir. Güç güdüsü daha çok yönetim ve etkileme becerilerini tetiklerken yakın ilişki güdüsü ise, insanlarla daha sıcak ve sosyal ilişkiler geliştirme niteliklerini ifade etmektedir.
·    Girişimciler, içsel bir dürtüyle yaşadığı yalıtılmışlıktan kendilerini alıkoymalıdırlar. En azından bunun farkında olarak hareket etmeli ve kendi iç dünyalarının dışında da hızlı bir yaşamın olduğunu görmelidirler.
·    Ortaklık şeklinde kurulan girişimlerin daha başarılı oldukları saptanmıştır. Bir girişimci iş sürecine yalnız başlasa dahi zamanla kendine, kendi becerrilerini tamamlayacak kişileri ortak olarak almalıdır. Bu aynı zamanda girişimciyi zor zamanlarında desteklerken, üzerinizdeki baskıyı da biraz olsun azaltacaktır.
·    Girişimciler, sorumluluğun ve iş yükünün vermiş olduğu stres ve baskıyla baş edebilmek için spor ve sanatsal aktivitelere haftanın belirli günlerinde mutlaka zaman ayırmalıdır. Eğer bir hobisi varsa, ona devam etme konusunda kararlılık göstermelidir.
·    Girişimci önce kendi kişisel misyon bildirimini ve vizyonunu netleştirmelidir. Hatırlamalıdır ki, girişimcinin kişiliği ve amaçları özellikle ilk  zamanlarda şirketine ışık tutar. Sonrasında ise bu vizyonun ve amaçların  çalışanlar tarafından paylaşılması için etkin çaba göstermelidir.
·    Kendi motivasyon süreçlerinde iyimserlik becerilerini ve kişisel motivasyon tekniklerini sistematik olarak uygulamalı ve içselleştirmelidirler.
·    Duygusal, zihinsel ve bedensel enerjilerini korumak ve yükseltmek için morallerini üst noktada tutacak aktivitelere önem vermeli, olumsuz haber ve eylemlerden kendilerini alıkoymalıdırlar.
·    Girişimcilerin başarısındaki temel faktörlerden birisi de deneyimleridir. Ancak deneyim mutlaka olumsuz olaylardan çıkan sonuçlar olarak algılanmamalıdır. Başarılı durumlarda da farkındalıkla hangi süreçlerin yolunda gittiği, hangilerinde etkili olunduğu idrak edilmelidir. Ayrıca girişimci için her olumsuz sonuç da bir öğrenme fırsatı olarak görülmelidir.
·    Girişimcilerin çoğunlukla iç referanslı hareket etme eğilimleri bazen yapıcı eleştirileri kulak arkası etmesine neden olabilmektedir. Yine de önerilerin dinlenmesi, uyulmasının gerektiği anlamına gelmediğini girişimciler fark etmelidirler.
·    Girişimciler, kendilerindeki “hızlı yükselme ve büyüme arzusunu” dikkate almalıdırlar ve kararlarında bu arzunun olası olumsuz etkilerini göz önünde tutmalıdırlar.
·    Kararlılıklarını sürdürebilme konusuna özel zaman ayırmalıdırlar. Hedeflerini devamlı şekilde yaratıcı imgelemeler yaparak canlı tutmalıdırlar.
·    Öncelikle kendi heyecanlarını ve coşkularını yüksek tutmak, sonrasında ise bunu ekip arkadaşlarına yansıtma konusu üzerinde önemle durmalı ve buna özel zaman ayırmalıdırlar. Hatırlanmalıdır ki, motivasyon ve coşku duymak bulaşıcıdır.
·    Girişimcileri baskı altına sokan en önemli neden de, düzensiz gelir-gider yapısıdır. Kendisini bu süreçte destekleyecek duygusal ve zihinsel sağlamlığa ve becerilere ihtiyaçları vardır. Bunu geliştirmek için zaman ayırmalıdırlar.
·    Girişimciler bu süreçte bir koçtan yardım alabilirler. Bunun yanında, “kurumsal motivasyon yönetimi” yapısının şirketin kurumsallaşması sürecinde şirkete yerleştirilmesi için kurumsal bir danışmanlık almaları önerilebilir.

Tayfun Topaloğlu

 

 

Nesnelerin Hakimiyetindeki İnsan

 

Alacağımız yeni ayakkabı, sevdiğimiz kahverengi pantalona uygun olmalıdır, gideceğimiz yerde arabamıza uygun bir park yeri bulunmalıdır, çocuğumuzun yeni okulu evimize yakın olmalıdır. Tatile çıktığımızda çiçeklerimize su dökecek birisi ayarlanmalıdır. Her biri masum görünen bu isteklerin görünmeyen kahramanı nesnelerdir.

Sahip olduğumuz nesnelere derin anlamlar yükleriz. Zamanla bağlanır, yaşamımızda söz sahibi yaparız onları. Hayatımızın kontrolünü sessizce ele geçirmelerine ve kararlarımızı etkilemelerine izin veririz. Sonunda onların hakimiyetindeki bir yaşama adım attığımızı göremez hale geliriz.

Nesneler, yaşamımızı anlamlı kılmanın araçlarından birisi olmuştur günümüzde. Bir şeylere sahip oldukça yaşadığımızı hisseder hale gelmişizdir. Masum görüntüsünün altında, statünün ve belli bir yaşam biçiminin de göstergesi haline gelmiştir nesneler. E. Fromm, sahip olma güdüsünün olumsuz etkilerini ve sahip olunan nesneyle özdeşleşmenin “ben o şeye sahip olduğum için benim” anlayışına dönüşen biçimiyle tehlikeli olduğunu belirtmiştir.

Bir şeylere sahip oldukça özgürlüğümüzün arttığını düşünürüz hep. Bir telefon, iletişim özgürlüğüdür bizim için, bir araba ise seyahat özgürlüğü. Peki, telefonu evde unuttuğumuzda kaçımız geri dönmez? Ya arabamızı, bıraktığımız yerde bulamazsak? Ayrıca, ne kadar çok şeye sahipsek o denli güvende hissederiz kendimizi. Ev üstüne ev alırız. Doğduğumuz günden bu yana bunun doğru olduğu öğretilmiştir bizlere. Ancak sahip olduğumuz şeyler arttıkça, sırtımızda bir yük varmış gibi hantallaşır, hareket alanımız sınırlanır ve düşüncelerimizi onlarla meşgul etmekten kendimizi alamayız.

“Büyük bir servet büyük bir köleliktir” demiştir Seneca. Ne kadar çok şeye sahipsek, onları kaybetmekten o kadar korkar hale geliriz. O kadar korkarız ki, onları korumak için evimizi demirlerle örer, sigortalar yaptırırız. Sahip olduğumuz serveti tehlikelerden korumak için yine bir servet harcarız.

Tayfun Topaloğlu